MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 5 Mayıs’taki grup toplantısında Abdullah Öcalan’a yönelik "statü" tartışmalarını yeni bir boyuta taşıdı. Bahçeli, "Abdullah Öcalan için statü açığı varsa, terörsüz Türkiye sürecine hizmet edecek şekilde bu açık ele alınmalıdır. Bunun adının barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü olmasını öneriyorum" diyerek sürecin hukuki bir zemine oturtulması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmeden beş gün sonra gelen bu açıklama, gözlerin iktidar kanadına çevrilmesine neden oldu.
MHP: PKK’nın mazereti kalmayacak
MHP kulislerinde bu çıkış, PKK’nın silah bırakma sürecini geri dönülemez bir noktaya getirme hamlesi olarak nitelendiriliyor. Parti kaynakları, Bahçeli’nin bu adımıyla AKP’nin "kamuoyu tepkisi" kaygısını hafifletmeyi ve süreci hızlandırmayı amaçladığını belirtiyor. Bir MHP yöneticisi, 18 aydır şehit cenazesi gelmemesinin toplumdaki algıyı değiştirdiğini ve seçmenin Bahçeli’nin bu konudaki sahipliğine güvendiğini savundu. MHP, 7 Mayıs’ta başlayacak kongre sürecinde "Terörsüz Türkiye" vizyonunu tabana anlatmaya hazırlanıyor.
DEM Parti: İktidarın adım atması için yol açıcı
DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, Bahçeli’nin çizdiği çerçevenin yasal adımlara dönüşmesi halinde buna tam destek vereceklerini açıkladı. Bakırhan, yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen PKK’nın gereğini yapmaması durumunda en sert eleştiriyi kendilerinin yapacağını taahhüt etti. DEM Parti kaynakları, Bahçeli’nin hem Öcalan’a "sürecin arkasındayız" mesajı verdiğini hem de AKP içindeki muhtemel dirençleri kırmaya çalıştığını düşünüyor.
AKP: İletişim şartları iyileştirilebilir ancak statü için erken
AKP cephesi ise yasal adımlar konusunda daha temkinli bir duruş sergiliyor. Parti içindeki hakim görüş, herhangi bir yasal düzenlemenin "PKK’nın silah bıraktığının güvenlik birimlerince teyit ve tespiti" şartına bağlanması yönünde. Bununla birlikte, Öcalan’ın mesajlarının örgüte daha doğrudan ulaşması için iletişim koşullarının iyileştirilebileceği ifade ediliyor. Üst düzey bir AKP yöneticisi, Öcalan’ın gazetecilerle görüşebileceği veya farklı toplumsal kesimlerle temas kurabileceği mekanizmaların değerlendirilebileceğini belirtti. Ancak "umut hakkı" veya "statü" gibi kavramların tartışılması için henüz erken olduğu, Öcalan’ın mevcut hukuki durumunun "ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü" olduğu anımsatıldı.





