Türkiye, tarihsel olarak sahip olduğu "genç ve dinamik nüfus" avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya. TÜİK’in son verilerine göre, 86 milyonu aşan toplam nüfusun 12 milyon 708 bin 348’ini 15-24 yaş grubundaki gençler oluşturuyor. 1950 yılında her 5 kişiden birinin genç olduğu ülkemizde, bugün bu oran her 7 kişide bire düşmüş durumda. Türkiye, genç nüfus oranıyla hala Avrupa Birliği (AB) ortalaması olan yüzde 10,7’nin üzerinde yer alsa da, dünya ortalamasının (yüzde 15,6) gerisinde kalması demografik yapıda bir dönüşümün yaşandığını kanıtlıyor.
Türkiye'nin en genç ili yüzde 20,4 ile Şırnak olurken, Hakkari ve Siirt bu ili takip eden diğer şehirler oldu. Gençlerin yaşamındaki en büyük hareketlilik ise eğitim amacıyla yaşanıyor. Geçen yıl 448 binden fazla genç, daha iyi bir eğitim alabilmek için yaşadığı şehri değiştirdi. Yükseköğretimde okullaşma oranı yüzde 46,3’e yükselirken, genç kadınların (yüzde 53) eğitim hayatındaki başarısı ve katılım oranı genç erkekleri (yüzde 39,9) geride bırakması dikkat çekti.
Ekonomik hayata katılım noktasında gençlerin iş gücüne katılma oranı yüzde 47,6 olarak kaydedildi. İstihdam edilen gençlerin büyük çoğunluğu (yüzde 57,9) hizmet sektöründe yer alırken, sanayi ve tarım sektörleri onları takip etti. Teknoloji çağına uyum sağlayan Türk gençliği, yapay zeka kullanımında da öncü bir rol üstleniyor; 16-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 39,4’ü yapay zeka araçlarını etkin bir şekilde kullanıyor. Özellikle genç kadınların yapay zeka kullanım oranının yüzde 40,5 ile erkeklerin önüne geçmesi, dijital dönüşümde kadınların etkisini ortaya koyuyor.
Tüm zorluklara rağmen gençlerin yüzde 54,4’ü kendisini mutlu olarak tanımlıyor. Gençlerin en büyük mutluluk kaynağı yüzde 38,8 ile sağlık olurken, bunu başarı ve para takip ediyor. Ayrıca her 4 gençten 3’ü aldığı eğitimden memnun olduğunu dile getiriyor. Ancak verilere yansıyan bir diğer önemli husus ise şiddet olayları oldu; genç kadınların son 12 ayda en çok maruz kaldığı şiddet türü psikolojik şiddet olarak kayıtlara geçti.
Uzmanlar, nüfus projeksiyonlarındaki düşüş eğiliminin milli güvenlik ve ekonomik üretim kapasitesi üzerinde uzun vadeli etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor. Doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olması durumunda genç nüfus oranının korunabileceği belirtilirken, gençlerin eğitim ve istihdam dengesinin sağlanması, Türkiye’nin 2100 yılı hedefleri için en kritik stratejik hamle olarak görülüyor.









