Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yargı eliyle yaşanan yönetim değişimi ve "mutlak butlan" krizinin yankıları, tarafların karşılıklı hukuki hamleleriyle tırmanıyor. Özgür Özel yönetimi adına mahkemenin iptal kararına karşı Yargıtay’a temyiz başvurusunu hazırlayan hukuk ekibinin başında yer alan deneyimli hukukçu Çağlar Çağlayan, sabah saat 08.30 itibarıyla görevden azledilmesinin ardından sessizliğini bozdu. Kararın hukuki arka planını değerlendiren uzmanlar ve eski siyasetçiler ise adli mekanizmaların ve kurumsal işleyişin geldiği noktaya dair sert eleştiriler yöneltti.
Radyo Sputnik’te canlı yayına katılarak süreci teknik yönleriyle anlatan deneyimli parti avukatı Çağlar Çağlayan, işlerini doğru ve hukuka uygun yaptıkları için hedef alındıklarını belirtti. İlk derece mahkemesinde davayı kazandıklarını ancak istinaf mahkemesinin zayıf gerekçelerle iptal kararı verdiğini savunan Çağlayan, "Sabahın erken saatlerinde 13 yıldır gururla sürdürdüğüm görevimden azledildiğimi öğrendim. Ancak teknik olarak o saatte Kemal Bey'in böyle bir yetkisi yoktu. Çünkü istinaf mahkemesinin vermiş olduğu tedbir kararı, öğleden sonra icra dairesi kanalıyla kendisine tebliğ edildi. Dolayısıyla resmiyet kazanmamış bir yetkiyle ilk icraat olarak avukatları azletmek hukuka uygun değildir" dedi. Çağlayan ayrıca, mahkeme kararıyla genel başkan atanamayacağını, bu durumun hukuk literatüründe tam bir karşılığı olmadığını ifade etti.
CHP içindeki bu radikal savrulmayı ve yargı kararlarını canlı yayında değerlendiren eski milletvekili Atilla Kart ise çok daha sert bir muhalefet çizgisi çekerek devlet kurumlarının tarafsızlığını kaybettiğine dikkat çekti. Türkiye'de demokratik kazanımların ve hukuk devleti ilkelerinin adım adım yok edildiğini savunan Kart, "Yargı bugün tamamen iktidarın güdümünde hareket ediyor. Kurumların işlevini yitirdiği bu düzende, maalesef ana muhalefet partisi yönetimi de uzun süredir bilinçli ve etkili bir muhalefet sergilemek yerine iktidar odaklarıyla kontrollü bir temas yürütüyor. Kemal Bey bugün şekli bir genel başkandır; ancak geçmişteki 'hak, hukuk, adalet' söylemlerinin ve eylemlerinin inandırıcılığı bu kronolojik savrulmayla tamamen boşa çıkmıştır" sözleriyle parti içi muhalefetin niteliğini eleştirdi.
Görevden alınmadan hemen önce Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılan olağanüstü itirazın teknik detaylarına da değinen avukat Çağlar Çağlayan, YSK’nın aldığı ret kararının aslında kendi anayasal varlığını koruma refleksi olduğunu belirtti. Anayasa’nın 79’uncu maddesinin YSK’ya seçim işlerinde kesin ve mutlak yetki verdiğini hatırlatan Çağlayan, "Seçimleri idare eden, mazbataları veren ve kurultayı tescilleyen bizzat YSK'dır. Eğer YSK, mahkemenin aylar sonra gelen bu müdahalesini kabul edip kendi onayladığı seçimi yok saysaydı, anayasayı ve kendi varlık nedenini inkar etmiş olurdu. YSK bu kararla, verdiği mazbatanın boş bir A4 kağıdı değil, kıymetli bir anayasal belge olduğunu ortaya koymuştur" değerlendirmesinde bulundu.





