Hürmüz düğümü ve Türkiye'nin enerji kalkanı
Değerli okurlar, ekonomi sadece enflasyon rakamlarından ya da faiz kararlarından ibaret değildir. Bazen sınırımızın yüzlerce kilometre ötesinde patlayan bir kriz, gelir gelir mutfağınızdaki tüpün fiyatına, deponuza koyduğunuz yakıta dokunur. Pazartesi günü ekonomimizin %2,5'lik büyüme rekorunu konuşmuştuk ya; işte dün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Beştepe'deki Yenilenebilir Enerji Yatırımları töreninde yaptığı konuşma, o büyümenin ardındaki en büyük risk ve fırsat yönetimine ayna tutuyor.
Hatırlarsınız, 28 Şubat’ta başlayan İran merkezli kriz ve ardından patlak veren savaş, küresel enerji piyasalarında adeta bir domino etkisi yarattı. Körfez’in dünyaya açılan kapısı Hürmüz Boğazı fiilen kapanınca ne oldu biliyor musunuz? Uluslararası Enerji Ajansı’na göre tarihin en büyük petrol arz kesintisi yaşandı. Küresel petrolün %25'i, LNG’nin ise %20'si bir anda buhar oldu!
Daha dün 60 dolar seviyesinde gezen petrolün varili iki katına fırladı. Avrupa’da okulların tatil edildiği, özel araçlara kısıtlama geldiği, akaryakıt istasyonlarında kuyrukların oluştuğu o "pandemi benzeri" günleri yeniden görmeye başladık. Tam küresel ekonomi toparlanıyor derken, şimdi dünya harıl harıl resesyonu (ekonomik durgunluğu) tartışıyor.
İşte tam bu noktada, Rusya-Ukrayna savaşından sonra yaşanan bu ikinci büyük şok bize çok acı bir gerçeği tekrar hatırlattı: Enerji arz güvenliği, sadece bir kalkınma meselesi değildir; doğrudan bir milli güvenlik ve egemenlik meselesidir.
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında altını çizdiği bir diğer detay çok çarpıcı: Sadece önümüzdeki 5 yılda, yapay zeka odaklı veri merkezlerinin elektrik tüketimi tam iki katına çıkacak. Dünya dijitalleştikçe, sanayileştikçe enerjiye daha da acıkıyor.
Bizim durumumuz ise daha da hassas. Son 23 yılda ortalama %5,3 büyüyen, dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz. 23 çeyrektir kesintisiz büyüyoruz ve büyüme demek, fabrikanın daha çok dönmesi, hanelerin daha çok elektrik tüketmesi demek. Nitekim 2035’e kadar elektrik talebimizin en az %50 artması bekleniyor.
Çözüm reçetesi: Güneş, rüzgar ve yerli kaynaklar
Peki, bu elektriği, bu enerjiyi nereden bulacağız? İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Şu an enerji arzımızın %57’si ithal. Yani dışarıya bağımlıyız. Her yıl cebimizden 60 ila 100 milyar dolar arasında bir para enerji ithalatı için çıkıp gidiyor. Cari açığımızın da, enflasyonumuzun da kök nedenlerinden biri bu fatura.
İran merkezli kriz dünyayı sarsarken, Türkiye’nin jeopolitik olarak bir "enerji kavşağı ve güvenli liman" olma vasfı öne çıkıyor. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi (IRES 2026) gibi organizasyonlar da gösteriyor ki, dünya enerji devleri yönünü bize dönmüş durumda. Ancak köşe yazarı dostunuz olarak benim asıl önemsediğim şey, bu jeopolitik gücü içeride nasıl bir avantaja çevirdiğimizdir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı "Milli Enerji ve Maden Politikası" tam olarak bu bağımlılığı sıfırlamayı hedefliyor. Geçen yıl 5 milyar dolarlık yatırımlarla devreye alınan 6 bin 818 megavatlık yenilenebilir enerji kapasitesi çok kritik bir adım.
Bizim petrol kuyularımız olmayabilir ama her gün tepemizden doğan muazzam bir güneşimiz, Anadolu'nun dört bir yanında esen rüzgarımız var. Hürmüz'deki kriz bize gösteriyor ki, çatımıza koyacağımız tek bir güneş paneli (GES), kuracağımız tek bir rüzgar türbini bile bizi küresel şoklara karşı koruyan birer kalkandır.