Son yirmi yılda Türkiye yükseköğretimde önemli bir niceliksel büyüme yaşadı. Bugün hemen her şehirde bir üniversite bulunuyor. Kampüsler çoğaldı, kontenjanlar arttı, diploma sahibi gençlerin sayısı rekor seviyelere ulaştı.
Ancak sormamız gereken esas soru şudur:
Üniversite sayısındaki artış, nitelikli insan yetiştirme kapasitemizi aynı ölçüde artırdı mı?
Ne yazık ki bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” demek mümkün değildir.
Bugün birçok genç üniversiteden mezun oluyor; fakat mesleki yeterlilik, analitik düşünme, problem çözme, iletişim becerisi ve üretkenlik bakımından iş dünyasının beklentilerini karşılamakta zorlanıyor. İşverenler diploma değil, yetkinlik arıyor; fakat sistem hâlâ diplomayı başarı ölçütü olarak sunuyor.
Bu durum bize açık bir gerçeği göstermektedir:
Yükseköğretimde nicelik artışı, tek başına kalkınma anlamına gelmez.
Üniversite yalnızca diploma veren kurum değildir. Üniversite; düşünen, sorgulayan, araştıran, üreten insan yetiştirme merkezidir. Eğer bir üniversite öğrencisine yalnızca teorik bilgi aktarıyor; fakat onu hayata, mesleğe ve toplumsal sorumluluğa hazırlayamıyorsa, orada yükseköğretimin ruhu eksik kalmış demektir.
Bugün bazı bölümlerde binlerce mezun verilirken, sanayi ve üretim sektörleri nitelikli ara eleman ve uzman bulmakta güçlük çekmektedir. Bu tablo, eğitim-istihdam dengesinin yeniden ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Artık şu soruyu sormalıyız:
Her genci üniversiteye yönlendirmek gerçekten doğru bir hedef midir?
Belki de mesele daha çok üniversite açmak değil;
daha güçlü üniversiteler kurmak,
daha nitelikli akademik kadrolar yetiştirmek,
daha üretim odaklı programlar tasarlamak,
ve her bireyi kendi yeteneğine uygun yola yönlendirmektir.
Çünkü her başarı diplomanın içinde değildir.
Bir toplumun kalkınması; yalnızca masa başı mesleklerle değil,
üreten teknisyenlerle, nitelikli ustalarla, girişimcilerle, araştırmacılarla mümkündür.
Üniversiteyi bir zorunlu durak hâline getiren anlayıştan çıkmalı;
onu gerçekten hak edilen, değer üreten bir kuruma dönüştürmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki:
Diploma sayısı artarak değil, nitelikli insan çoğalarak kalkınırız.
Artık yükseköğretimde hedefimiz daha fazla mezun vermek değil;
daha donanımlı, daha üretken, daha yetkin bireyler yetiştirmek olmalıdır.
Çünkü mesele üniversite açmak değil,
gelecek inşa etmektir.



















