Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ilk çeyreğine dair büyüme rakamlarını açıkladı. Manşetler hazır, "Türkiye ekonomisinde çifte rekor!" Dile kolay, ilk çeyrekte %2,5 büyümüşüz ve böylece kesintisiz büyüme serisini tam 23 çeyreğe çıkarmışız. Yıllıklandırılmış milli gelirimiz de 1 trilyon 639 milyar dolara ulaşarak tüm zamanların zirvesini görmüş.
Kulağa harika geliyor, değil mi? Bir ekonomist olarak rakamların bu parıltılı yüzünü alkışlarken, müsaadenizle madalyonun diğer yüzünü de masaya yatırmak, o hep konuştuğumuz "sürdürülebilirlik" büyüteciyle verilere biraz daha yakından bakmak isterim.
Tarım canlanıyor, teknoloji koşuyor; ya sanayi?
Önce iyi haberlerden başlayalım. Sektörel kırılımlara baktığımızda beni en çok sevindiren iki veri var:
Bilgi ve iletişim faaliyetleri %9,5 büyümüş. Teknolojiyi, dijitalleşmeyi yakalayan bir ivme görmek umut verici.
Tarım sektörü %4,6 artış göstermiş. Gıda arz güvenliği ve enflasyonla mücadele için tarımdaki bu toparlanma hayati önem taşıyor.
Ancak... İşte bir ekonomistin uykusunu kaçıran o büyük "ancak" tam burada devreye giriyor: Sanayi sektörü %0,8 daralmış.
Değerli okurlar, sanayi üretimi bir ekonominin motorudur, kas gücüdür. Teknoloji ve tarımdaki artış çok kıymetli ama sanayi çarklarının yavaşlaması, büyümenin niteliği açısından bize ciddi bir sinyal veriyor.
Yine tüketerek büyüdük
Peki, sanayi küçülürken bu ekonomi nasıl %2,5 büyüdü? Cevap yabancı olduğumuz bir yer değil, “hanehalkı tüketimi.”
Vatandaşın harcamaları ilk çeyrekte %4,8 artmış. Yani bizler harcamaya, tüketmeye devam etmişiz. Tabloyu tamamlayan diğer sıkıntılı veri ise dış ticaret cephesinden geliyor. Mal ve hizmet ihracatımız %12,7 azalmış.
İçeride tüketimin canlı kalması kısa vadede büyüme rakamını yukarı taşır, evet. Ama ihracatın gerilediği, sanayinin durakladığı ve büyümenin tamamen iç tüketime dayandığı bir model, uzun vadede enflasyonist baskıyı artırır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da vurguladığı gibi 23 çeyrektir kesintisiz büyüyoruz ama bu büyümenin "kompozisyonunu" acilen daha dengeli ve üretime dayalı bir yapıya kavuşturmamız gerekiyor.
Bölüşümde durum ne?
Gelelim işin en insani, en çok merak edilen kısmına; yani pastanın nasıl paylaşıldığına.
Veriler diyor ki, işgücü ödemelerinin katma değer içindeki payı geçen yılın aynı döneminde de %42,7’ydi, bu yıl da aynen korunmuş. Sermayenin, yani net işletme artığının payı ise hafif bir gerilemeyle %36,3’ten %35,8’e düşmüş. En azından çalışan kesimin pastadan aldığı payın gerilememiş olması, mevcut ekonomik konjonktürde görece olumlu bir teselli.
Türkiye ekonomisi dayanıklılığını bir kez daha kanıtladı; Bakan Bolat’ın da ifade ettiği gibi küresel zorluklara rağmen büyüme rotasını kaybetmedi. 389 milyar dolarlık çeyreklik milli gelir küçümsenecek bir başarı değil.
Ancak önümüzdeki dönemde rehberimiz şu olmalı: Daha az tüketim, daha çok kaliteli üretim ve daha güçlü ihracat. Sanayi çarklarını yeniden hızlandırmazsak, sadece tüketerek rekor kırmanın faturası önümüze enflasyon olarak gelmeye devam eder.
Siz ne dersiniz, cebinizdeki büyüme manşetlerdeki bu %2,5 ile uyuşuyor mu?



















