Apartman ve site yöneticilerinin aidat alacağını tahsil etmek amacıyla başvurduğu yöntemler arasında; borçlu kişilerin isimlerinin ve borç tutarlarının bina panosuna asılarak bir nevi borçluyu caydırma politikası yöneticiler tarafından uzun süredir devam eden bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada pratik ve yönetim adına pragmatik bir çözüm uygulama olarak görülse de, mevcut hukuk düzeni içerisinde Kişisel Verileri Koruma Kanunun koruduğu hukuki menfaatleri açıkça ihlal etmektedir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında bir kişinin adı, soyadı, bağımsız bölüm bilgisi ve borç durumu kişisel veri niteliğindedir. Bu verilerin işlenmesi belirli şartlar altında mümkündür. Ancak verinin, ilgisi olmayan üçüncü kişilerin erişimine açık hale getirilmesi, kanunun öngördüğü veri güvenliği, ölçülülük ve amaçla sınırlılık ilkeleriyle bağdaşmaz. Bina girişine, asansöre veya ortak alanlara asılan borç listeleri, yalnızca kat maliklerine değil, binaya giren herkesin erişimine açıktır. Bu durum; kişisel verinin sınırlandırılmamış ve öngörülemez bir çevreye açıklanması sonucunu doğurur. Dolayısıyla yapılan işlem, bir bilgilendirme faaliyetinin ötesine geçerek kişisel verinin ifşası niteliğini kazanır. Kat Mülkiyeti Kanunu, apartman yönetimlerine aidat alacağını takip etme ve tahsil etme yetkisi tanımaktadır. Ancak bu yetki, kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Hukuk düzeninde normlar arasında bir hiyerarşi değil, birlikte uygulanma esası vardır. Bu nedenle aidat alacağının varlığı, kişisel verinin sınırsız şekilde açıklanmasını haklı kılmaz. Öte yandan, uygulamada “başka türlü tahsilat sağlanamıyor” yönünde ileri sürülen gerekçe, hukuki bir dayanak oluşturmaz. Zira alacaklıya alacağını tahsil etmek amacı ile tanınmış icra takibi ve dava yolları mevcut olup, bu yollar dışında başvurulan yöntemlerin hukuka uygun olması zorunludur. Borçlunun kişisel bilgilerinin üçüncü kişiler ile paylaşılması hukuka uygun değildir. Alternatif iletişim yöntemleri bakımından da aynı ilke geçerlidir. Borç bilgisinin yalnızca ilgili kişiye yöneltilmesi ile birden fazla kişiye açık şekilde paylaşılması arasında hukuki sonuç bakımından belirgin fark bulunmaktadır. Bu nedenle toplu mesajlaşma veya grup içi paylaşımlar da somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Sonuç olarak, apartman ve site yönetimlerinin aidat alacağını takip etme hakkı tartışmasızdır. Ancak bu hakkın kullanımı, kişisel verilerin korunmasına ilişkin sınırlar içinde kalmak zorundadır. Aksi halde yapılan işlem, hukuki dayanağı olmayan bir uygulama niteliği kazanır hukuka uygun davranmayan aleyhine uygulanacak hukuki ve ceza yaptırımları gündeme getirir. Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, mevzuatta aidat borçlularının ilan edilmesini açıkça yasaklayan özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte, 6698 sayılı Kanun’un genel ilkeleri ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun yerleşik yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde, kişisel verinin üçüncü kişilere açık şekilde ilan edilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim uygulamada ortaya çıkan uyuşmazlıklarda da değerlendirme, borç bilgisinin paylaşılmasından ziyade bu bilginin kimlere ve ne ölçüde açıklandığı üzerinden yapılmaktadır. Bu çerçevede, borç bilgisinin sınırsız bir çevreye açıklanması ile sınırlı ve kontrollü bir bildirim arasında hukuki sonuç bakımından belirleyici bir fark bulunduğu kabul edilmektedir.



















