Son günlerde yaşanan acı olaylar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda derin bir sorgulama yapmamıza neden oluyor. 8 yaşındaki Narin Güran'ın katledilmesi, genç bir kadının sokak ortasında taciz edilmesi, Semih Çelik’in 19 yaşında iki genç kızı vahşice öldürmesi ve daha niceleri… Sadece bireysel suçların ötesinde, toplumumuzda köklü bir sorunun varlığını işaret ediyor.
Üst üste yaşanan vahşetler, kadınların hayatlarının ne denli tehdit altında olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Narin Güran'ın katledilmesi, bir çocuğun hayatının nasıl alındığını gösterirken; genç kadının sokak ortasında taciz edilmesi, toplumun kadınlara karşı gösterdiği düşmanca tutumun bir yansımasıdır. Semih Çelik’in cinayetleri ise, kadına yönelik şiddetin ne denli tehlikeli boyutlara ulaştığını gösteriyor.
Kadınların karşılaştığı bu tür şiddet olayları, sadece failin psikolojik durumu veya bireysel problemleriyle açıklanamaz. Arkasında yatan sistematik bir sorun var: Cinsiyet eşitsizliği. Medyada sıkça yer bulan "kadına yönelik şiddet" kavramı, artık sıradan bir haber olmaktan öte, toplumsal bir çığlığa dönüşmeli. Kadınları koruma ve haklarını savunma yükümlülüğü, sadece kadınların değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur.
Hükümetler, yasalar ve politikalar geliştirmekle kalmamalı; aynı zamanda bu tür vakaların önüne geçmek için eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapmalıdır. Genç yaşta bir çocuğun hayatına son veren bir sistem, toplumun tüm bireylerini etkileyecek bir krizin habercisidir.
Medyanın da rolü büyüktür. Kadına yönelik şiddeti sıradanlaştırmaktan ve normalleştirmekten kaçınmalı; bunun yerine, şiddeti kınayan, farkındalığı artıran ve çözüm önerileri sunan bir dil kullanmalıdır. Kadınların sesini yükseltmesi, haklarını talep etmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele etmesi elzemdir.
Kadına yönelik şiddete karşı durmak, insanlık adına bir sorumluluktur. Artık sessiz kalınmamalı; kadınların hakları için hep birlikte mücadele edilmelidir. Narin, genç kadınlar ve daha niceleri için adalet talep etmek, herkesin görevidir.
Unutmayalım ki, toplumsal değişim, bireylerin sesini yükseltmesiyle mümkündür. Kadın hakları, sadece kadınların meselesi değil, insanlığın ortak mücadelesidir. Bu mücadelede sesimiz çıkmadıkça, kadınlar her gün bir adım daha geride kalmaya devam edecek. Artık değişim zamanı!



















