Dünyada vatandaşlık ve göçmenlerin göç ettikleri ülkedeki hakları önceleri ulus-devlet kapsamında incelenirken, bu tartışma günümüzde ulus-ötesi bir durum kazanmış, vatandaşlık hakları, devlet temelli bir yaklaşımdan birey temelli bir yaklaşım içinde ele alınır hale gelmiştir. Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesindeki hakların bu anlamda bir açılım sağlayacağı daha kapsayıcı bir vatandaşlık modeli için iyi bir başlangıç olabilecektir. Bu kapsayıcı modelin göçmenlerin ekonomik, sosyal ve politik halklarını da garantiye alacak ve bu hakların uluslararası bir rejim tarafından korunması gerekecektir.
Avrupa’da yaşayan göçmenler artık sadece misafir işçi ya da sömürge geçmişine dayanan bağlarla o ülkelere bağlı göçmenler olmanın ötesine geçmiş, göçmen niteliğinde bir çeşitlenme yaşanmaya başlamıştır. Göçün çeşitlenmesi, aile birleşmesi için göç eden ve çoğunluğu kadın olan göçmenler, güvenli bir yer arayan sığınmacılar, profesyonel mesleklere sahip eğitimli göçmenler ve transit olarak başka ülkeye gitmek isteyen fakat belli bir süre bir ülkede kalmak zorunda olan göçmenler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu çeşitlilikle beraber göçmen nüfus içindeki kadınların sayılarında da artışlar görülmekte ve kadınlar son yıllarda göçen nüfusun önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
Araştırmalar vasıfsız işçi göçünün iyi yönetildiğinde ülke ekonomilerine fayda sağlayacağını ve işgücü piyasasında vasıflı işgücünden çok vasıfsız işgücüne talebin artmakta olduğunu göstermektedir. Düzensiz göçün düzenlenmesi çabalarında göçmenlerin insan ve işçi olarak haklarının tanınmasına ilişkin girişimler mevcuttur. Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme bazı ülkeler tarafından imzalanmış ve ILO’nun bütün temel sözleşmelerinin göçmenlerin statüsüne bakmaksızın çalışan göçmenleri korumasının gerekliliğine ilişkin vurgular çoğalmıştır.
Bu çerçevede, 2000’li yıllara gelene kadar göç rejimini tanımlayan temel öğe olarak, ülkeye gelenlerin muhacir, gidenlerin ise gurbetçi olduğu anlayışının ürünü olan bir göç politikasından bahsedilebilir. Küreselleşmenin etkisi Türkiye’nin göç haritasında da önemli değişimler yaratmış, hem ülkeye gelenler hem de ülke dışına gidenler çeşitlenmiştir. Çeşitliliğin yanı sıra Türkiye 1990’lann ilk yarısından itibaren sadece Türk’lerin göç ettikleri bir ülke olmanın ötesine geçmiş ve özellikle komşu ülkelerden ciddi oranlarda göç alan bir ülke olmuştur. Bu değişimler, yeni yasal düzenlemeleri gerekli kılmıştır.
Düzensiz göçmen olarak adlandırılan kayıt dışı göçmenler görünmez kabul edilmektedir. Bu görünmezlik aynı zamanda onların yaşadıkları sorunlarla ilgilenilmesinin ve göçmenlere karşı daha insan temelli bir yaklaşım geliştirilmesinin önünde engeller barındırmaktadır. Yasal düzenlemelerin dışında kaldıklarında ise, göçmenler Türkiye’nin kayıt dışı ekonomisi için ucuz ve güvencesiz insan yığınları haline gelmektedirler.



















