Üreticinin hak ettiği kazancı elde edip, tüketicinin de daha uygun fiyatlara sebze-meyve satın aldığı bir ortam mümkün müdür? Sebze-meyve fiyat artışlarının nedeni nedir? Hal Yasası, döviz kurlarında düşüş, aracıların ortadan kaldırılması, tohum, bitki koruma ve bitki besleme ürünlerinde yerli alternatiflerin üretilmesi, vergilerin azaltılması, tanzim satışlar, üreticinin kooperatifleşmesi… Bunlardan hangisi ya da hangileri uygulanırsa fiyatlar aşağıya çekilir? Nasıl gelişmeler olmalı ki hem üretici hem de tüketici kazansın?
Fiyatların Hal Yasası ile tek başına aşağıya inmesi pek mümkün gözükmemektedir. Önemli olan, yasanın ihtiyacı ne kadar karşıladığıdır. Mevcut yasa ilk çıktığında fiyatların düşeceği bekleniyordu. Yasanın sektör aktörleriyle paylaşılarak tartışılması ve tüm kesimler tarafından uygulanmasından emin olunması gerekir.
Mevcut aracılı sistem yıllardır tarımın bir parçası olarak günümüze kadar geldi. Bu süre içerisinde zaman zaman tartışma konusu olsa da sebze-meyvenin tüketiciye ulaşması sağlandı. Bu yapı içindeki üretici, komisyoncu, aracı, tüccar, nakliyeci, sanayici, ihracatçı, market, manav gibi aktörlerin tanımı doğru şekilde yapılmalıdır.
Büyük ölçekte üretim yapan, kendi işleme tesisi olan, endüstriyel olarak ürün işleyen ve hal sistemine sokmadan ürününü doğrudan kendi pazarlayabilen mi üretici, yoksa daha küçük alanda üretim yapan ve ürününü Toptancı Hali’ne getiren mi üretici? Ya da bir kişi hem üretici, hem tüccar, hem sanayici, hem ihracatçı ve hem de son satıcı olabilir mi? Bu durumda fiyat kontrolü yapılabilir mi? Kimin ne iş yaptığı bu nedenle önemlidir. Doğru şekilde planlanmış ve kimin ne iş yapacağı açıkça belirlenmiş bir sektör yapısı oluşturulması bizi sonuca ulaştıracaktır.
Sebze-meyve fiyatları, büyükşehirlerde tanzim satış noktaları ile kısmen kontrol edilebilmektedir. Bu bakış açısının temelinde, sebze-meyve fiyatlarının yüksek olmasında ürün azlığının etkili olduğu sonucu çıkarılabilse de bu doğru bir yaklaşım değildir. Ürün fiyatlarındaki olası yükseklikler, girdi maliyetleri ile de değerlendirilmelidir. Örtü altı ve açık alan üretiminde yeni ürünlerin girdileri bugünden daha düşük seviyede olmayacaktır. Gelecek yeni ürünlerin daha düşük fiyata sahip olmasını beklemek gerçekçi bir bakış açısı değildir.
Sektörü rahatlatacak doğru çözüm ne olabilir? Bu amaçla üretici tarafından atılacak en önemli adım kuşkusuz kooperatifleşmektir. Çünkü üretici, ihtiyaç duyduğu finansmanı komisyoncudan alıyor ve bu, üreticiyi mevcut yapıya bağımlı kılıyor. Kooperatif kurulduğunda ise üretici, ürününü satın alacak komisyoncu ile muhatap olmayacaktır. Kooperatif yönetimi, üretim ve pazarlama sürecindeki aşamaları üreticiler adına yürütecektir. Bu yapının oluşturacağı işleme tesisinde ürünler sınıflandırılarak gerçek değerine alıcı bulma şansı yükselecektir.
Üretici için diğer önemli maliyet kalemi gübre, tohum ve zirai ilaçtır. Yerli alternatiflerin düşük seviyede olduğu bu üç alanda, doğru bir gelecek vizyonu ile hareket edilerek üretici rahatlatılabilir. Bu üç başlıkta gerçekçi bir yaklaşımla hareket etmek gerekiyor. Büyük ölçüde dışa bağımlı olunan gübre sektörü, döviz kurundan fazlasıyla etkilenmektedir. Tohum ve zirai ilaç için de benzer durum söz konusudur.
Çözüm noktasında, tarımın doğru bir vizyon ve strateji ile yeniden ele alınması gerekiyor. Bu noktada Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, uzun dönemlere yayılmış bir tarım planıdır. Üretimi teşvik edecek yol haritasında, üreticinin maliyet olarak kabul ettiği tüm girdilere kolayca ulaşabilmesi sağlanacaktır. Bu noktada tarım desteklerinin de gerçek üreticiyi kapsayacak şekilde tekrar revize edilmesi sonuca ulaşmayı kolaylaştıracaktır.
Üretici girdileri noktasında ise devlet eliyle oluşturulacak bir yapı ile gübre, tohum ve zirai ilaç üretimi için Ar-Ge çalışmaları başlatılmalı; bu ürün grubunun yerli alternatiflerinin oluşturulması ile kur ve ithalattan kaynaklanan maliyet artışlarının önüne geçilmelidir.
Tarım, geleneksel yöntemlerle yapılsa dahi üreticilerin kârlılıklarını artırabilmeleri için bilimsel bilgilerden faydalanmaları gerekiyor. Özellikle genç üreticilerin tarımsal eğitiminin artırılması, tarım meslek liseleri ve ziraat fakültelerindeki eğitim kalitesinin daha yukarı çıkarılması sektöre daha sürdürülebilir bir yapı kazandıracaktır. Özetle, tarımın eğitimden hammaddeye, üreticiden yöneticiye kadar tüm aşamalarının elden geçirilerek, aynı amaç uğruna mücadele eden tek bir yapı ortaya çıkarılması, ülkemiz için bir çıkış yolu olacaktır.



















