Bazen kendimizi iyi biri olduğumuza o kadar inandırırız ki aslında ne yaptığımızı bile fark etmeyiz. İnsanlara yardım ederiz, onların isteklerini yerine getiririz, hayır demekten kaçınırız ve bunu “iyilik” olarak adlandırırız. Peki gerçekten iyi miyiz, yoksa sadece insanları memnun etmeye mi çalışıyoruz?
Şimdi bir düşün. Birine istemediğin halde evet dediğin anları hatırla. Belki yorgundun ama yine de bir arkadaşının yardımına koştun, belki de iş yerinde fazladan sorumluluk almak zorunda kaldın ama hayır demek yerine kabul ettin. İçinde hafif bir huzursuzluk hissettin ama görmezden geldin. Sonrasında kendine “Zaten iyi bir insanım, kimseyi üzmek istemiyorum” dedin ve bu hisleri bastırdın. Ama gerçekten bu mu seni iyi yapan? Yoksa bu, insanları memnun ederek kendini değerli hissetmeye çalışmanın bir yolu mu?
Hatta öyle bir noktadasın ki hayır demek, sanki bir suç işlemek senin için.. “Hayır” dediğimizde, birinin sevgisini kaybedeceğimizden, bencil görüneceğimizden ya da reddedileceğimizden korkarız. Ama neden? Basit bir kelimenin bu kadar ağır hissettirmesinin ardında ne var?
Bu davranışın temelinde, çoğu zaman öğrenilmiş bir inanç yatar. Çocukluğunda, eğer başkalarını memnun edersen sevileceğine inanman öğretildiyse, büyüdüğünde de aynı mekanizmayı devam ettirirsin. Küçükken ebeveynlerinin sevgisini kaybetmemek için uslu bir çocuk olmak zorundaydın, onların beklentilerine uyduğunda seni takdir ediyorlardı. Onları hayal kırıklığına uğratmamak için kendi isteklerinden vazgeçtiğinde, bunun karşılığında sevgiyi ve onayı kazandın. Zamanla bu, senin için bir hayatta kalma stratejisine dönüştü.
Şimdi yetişkin bir birey olarak bu mekanizmayı sürdürüyorsun. Başkalarının ihtiyaçlarına öncelik vermek, ilk bakışta fedakârlık gibi görünebilir. Ama çoğu zaman, bu sadece sevgi ve kabul görmek için bilinçdışı bir çabadır. Sınır koyamayan insanlar genellikle kendilik değerini dışarıdan gelen onayla şekillendirir. Eğer birini kırmazlarsa, eğer her isteğe evet derlerse, eğer sürekli veren kişi olurlarsa, kabul edileceklerini düşünürler. Çünkü “Ben yeterince verici olursam, insanlar beni sever” inancı derinlere işlemiştir. Patronunun, partnerinin, arkadaşlarının veya ailendeki insanların sevgisini kaybetmemek için hayır demekten korkuyorsun. Çünkü içindeki o küçük çocuk hâlâ “Eğer hayır dersem, beni sevmezler. Eğer onların istediklerini yapmazsam, beni reddederler” diye fısıldıyor. Ama şunu fark etmelisin: Sen artık o küçük çocuk değilsin. Ve birine hayır dediğinde, sevgiyi kaybedeceğin inancı bir yanılsamadan ibaret.
Başkalarını mutlu etmeye çalışırken, kendi mutluluğumuzu arka plana atarız. Zamanla, kendi sınırlarını hiçe sayan biri olduğumuzda, etrafımızdakiler de bunu fark eder ve bizden hep daha fazlasını beklemeye başlar. En acı vereni ise, “Ben bu kadar vericiyim ama kimse bana aynı şekilde davranmıyor” hissidir.
Bir insanı gerçekten iyi yapan şey, herkesin beklentilerine boyun eğmesi değildir. Gerçek iyilik, başkalarına olduğu kadar kendine de saygı göstermekten geçer. Eğer iyi biri olmayı, kendinden ödün vermek olarak görüyorsan, kendine şu soruyu sormalısın: “Ben gerçekten fedakâr biriyim mi, yoksa sadece reddedilme korkusuyla hareket eden biri miyim?”
Bu farkındalığa ulaştığında, bazı gerçekler acıtabilir. Belki de hayatında birçok insanın seni sadece her zaman “evet” diyen biri olduğun için sevdiğini fark edeceksin. Belki de sana değer verdiklerini düşündüğün kişilerin, aslında yalnızca senin vericiliğinden faydalandığını göreceksin. Ama tüm bunları fark etmek, değişimin ilk adımıdır.
Şimdi, bu yazıyı okurken zihninden geçenleri bir düşün. Kendini tanıdığın, sevilmek için çabaladığın, sınır koyamadığın anları hatırla. Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirmek, bir noktadan sonra kendini ihmal etmeye dönüştüğünü gör. Eğer bunlar sana tanıdık geliyorsa, bu şu an bir şeyleri fark ettiğin anlamına gelir. Peki, kendine şunu sorabilir misin? “Gerçekten mi istiyorum, yoksa sadece sevilmek ve kabul görmek için mi yapıyorum?”
Bu sorunun cevabı, sana kendinle ilgili çok şey anlatacaktır. Ve belki de ilk kez, birini memnun etmek için değil, gerçekten öyle hissettiğin için “evet” veya “hayır” diyeceksin. İşte o zaman, kendin için gerçekten iyi bir insan olmaya başlayacaksın.



















